28 Ağustos 2013 Çarşamba


ZATEN HEP ÇOCUKLAR ÖLÜR


Bugün ajanslara bir haber düştü. Çin'de altı yaşında bir çocuk gözleri oyularak yerinden çıkartılmış, korneaları çalınmış. Ardından bir haber daha. Çanakkale'de öğretmen bir baba, cinnet geçirip  dört yaşındaki kızının ve yedi yaşındaki oğlunun başını taşla ezerek öldürmüş. Ardından bir haber daha. Faili meçhul bir anne ve baba bir günlük bebeklerini seccadeye sarıp parka bırakmışlar. Bunlar Dünya'da yaşanadursun, Suriye, Irak, Rojava gibi ülke ve şehirlerde savaş belki bugün kaç çocuğu öldürdü. Çok değil daha bir kaç gün önce Suriye'de kimin yaptığı belli olmayan kimyasal saldırıyla kaç çocuk hayatını kaybetti. Bu durumlara bakacak olursak, savaşta, hastalıkta, cinnette, çaresizlikte olan hep çocuklara oluyor. Peki Dünya'da çocukları korumanın bir yolu var mı?

Dünya dersek heralde çok kapsamlı bir konuya girmiş oluruz. Dünyadaki herkese hümanizm aşılamamız mümkün olmayabilir. Dünyadaki her çocuğun çığlığını duymayabiliriz. Nasıl ki biz devlet olarak bazı ülkelerin politikalarını kendimize model alıyorsak... Mesela ekonomide Holanda modeli, nüfus sayımında İngiltere modeli gibi. Belki bizde kendi ülkemizdeki çocukları korursak, birileri bize özenir Türkiye'yi kendine model alır.

Peki biz çocuklarımızı nasıl koruruz. Herhalde her çocuğun başına kolluk kuvveti dikemeyiz.Her çocuğu yasayla güvence altına alabilir miyiz? Bence mümkün. Eğer iyi niyetli yasalar çıkarsa neden olmasın. Şimdiden koruma altına almaya çalıştığımız çocuklar iyi eğitilirse neden olmasın. Meşhur 4+4+4 eğitim sistemimize bir de +1 eklesek, bu 1'ide hümanizme ayırsak. Ağaç yaşken eğilir ata sözünü unutmadan, unutturmadan çocuklarımıza sevgi aşılasak. Anayasaya değişmez madde eklesek, herhangi bir çocuğu güvende hissetmeyen birisinin asli görevi, o çocuğu ve ailesini güvenlik birimlerine bildirmek olsa. Denetimler sıklaşsa trafikte. Aracında çocuk olanlar kurallara uymadığı takdirde en ağır yaptırımlara çarptırılsa. Çocuklara zarar verenlere ömür boyu taş kırma cezası verilse.

Ülkemizde çocuk ölümlerine baksak, öncelikle en çok hangi olayda çocukların öldüğünü tespit etsek ve piramit gibi en çoktan en aza her alanda önlemlerimizi alsak. Ne kaybederiz. Anne baba olanlar, çocuklarına, torunlarına dua ederler. Allah acılarını göstermesin. Birisi birisine dua ederken, Allah evlat acısı vermesin der. Ama dünyamıza bakacak olursak, hangi olay olursa olsun ilk çocuklar ölüyor. Ülkemizde çocukları korumayı bırakın, yetiştirme yurtlarında kalan devlete sığınmış çocuklarımızın bile başına neler geliyor görüyoruz. Cinsel istismar, işkence, dayak, kötü muamele. Zor ve ağır şartlarda çalışan çocukların sayısı azımsanamayacak kadar fazlalaştı. Ülkemiz kaç defa küçük kız çocuğuna tecavüz olayıyla ve sanıkların serbest bırakılmasıyla sarsıldı. Ülkemizde ki çocuk işçilerin durumu da ortada. En az parayla en çok işi kim yapar. Çocuklar. Çocukların kaderi artık değişmeli. Çocuklar her zaman mutlu olmalı. Devlet çocukları desteklemeli, onların yanında olmalı. Çocukların Bakan'ı bile bulunmalı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı olmamalı. Sadece çocuklardan sorumlu olmalı. Bizim ülkemizde yaşayan bütün çocuklar "ayrıcalıklı kişiler'' olmalı.

21 Ağustos 2013 Çarşamba


Metrobüs mü?


Metrobüs yapıldı. Beylikdüzü Söğütlüçeşme  90 dakikaya indi. Ama o 90 dakikayı bir de yaşayanlara sormak lazım.

Sabah ve akşam saatlerinde oluşan yoğunluk insanları çileden çıkartıyor. Duraklara gelen metrobüslere binmek bazen imkansız. Birçok insan bu durumdan müzdarip. Ama yine birçok insan da hayatından memnun görünüyor. Çünkü başka olanakları olmadığını çok iyi biliyorlar.

Peki insanlara görülen bu insanlık dışı durum bu halka reva mı? Örtülü ödenekten nereye harcandığı belli olmayan bir kısım para ile bence bu sorun rahatlıkla çözülebilir.

İBB'ye sormak lazım. Beylikdüzü Söğütlüçeşme arasına yapılacak olan raylı sistem kaç para harcanarak yapılabilir? Örtülü ödenekten harcanan 1 Milyar Dolar  bu raylı sistemi yapmaya yeter mi? Bence yeter.

Örtülü ödenekten olmasına gerek var mı? Nasıl olsa terör sorunu şimdilik bitti. İmf'ye borcumuz da yok. Kişi başı gelirimiz de arttı. Ama hükumetin iddia ettiği bu ekonomik iyileşmelerin hangi vatandaşın sosyal yaşantısına etkisi oldu. Kim artan kişi başı geliriyle ayda bir gün ailesiyle dışarıda yemeğe gidebiliyor. Kim artan kişi başı geliriyle daha fazla et alabiliyor? Bu örnekleri arttırmak mümkün. Ama bir akşam Vatan Şaşmaz gibi gazete okuyarak metrobüste yolculuk yapmak mümkün değil.



Gezi Parkı Türkiye'yi birleştirdi.

Gezi olayları her ne kadar dış mihrakların işi olarak gözükse de, içinde olanlar çok iyi bilir ki yaşanan direniş hükumetin politikalarına yönelik bir karşı çıkıştır. Her ne kadar hükumet bu olayları hala sindirememiş olsa bile direniş tüm soğukkanlılığı ile her fırsatta, her yerde göz önünde olmaya devam ediyor.

Direniş bugünlerde tribünlerde ki yerini almış görünüyor. Akp iktidarı her ne kadar polisiyle, özel güvenliği ile statlara Gezi Parkı direnişini sokmak istemese de, taraftar gruplarının bu direnişi unutturmaya niyeti yok. 2013-2014 liginin başlamasıyla birlikte statlarda 34. dakikadan itibaren takım tezeruhatları yerini  ''Her Yer Taksim Her Yer Direniş'' sloganına bırakıyor. Bunun böyle olacağını bilen Akp iktidarı spora siyaset sokulmaması için elinden geleni yapıyor. Stat girişlerinde ki polis ve özel güvenlik görevlileri Gezi Parkına destek ve benzeri pankartları dişiyle tırnağıyla arıyorlar. Eskiden çakmak, bozuk para arayanlar şimdi gözlerini pankartlara dikmiş gözüküyor.

Olaylara, sürecin başından bugüne kadar tarafsız bir gözle bakılacak olursa, ortaya çıkan durum; Başbakan kendisine oy vermeyen yüzde elliye küs. Bu olayları istişare ettiği isimlere bakılacak olursa; Hülya Avşar ve Necati Şaşmaz ile görüşmesi bu küslük daha uzun süreceğe benziyor.